
← Sözler Mecmuası12 mai · 45 min
(138) 32. Söz/3, Sh 269 | İnsan bedeni, insan nev'i ve zemin yüzünün şerîklerin vekilini tard etmesi
<p>Sonra o müddeî onda da me’yûs oldu. Bir insanın bedenine rast gelir. Yine kör tabiat ve serseri felsefe lisânı ile, tabîiyyûnun dedikleri gibi der ki: “Sen benimsin? Seni yapan benim. Veya sende hissem var.” Cevâben o beden-i insanî, hakîkat ve hikmet diliyle ve intizâmının lisân-ı hâliyle der ki: “Eğer bütün emsâlim ve yüzümüzdeki sikke-i kudret ve turra-i fıtratbir olan bütün insanların bedenlerine hakîkî mutasarrıf olacak bir kudret ve ilim sende varsa; hem sudan ve havadan tut, tâ nebâtât ve hayvanâta kadar benim erzâkımın mahzenlerine mâlik olacak bir servetin ve bir hâkimiyetin varsa; hem ben kılıf olduğum gayet geniş ve yüksek olan ruh, kalb, akıl gibi letâif-i ma‘neviyeyi benim gibi dar, süflî bir zarfta yerleştirerek kemâl-i hikmet ile istihdâm edip ibâdet ettirecek, sende nihâyetsiz bir kudret, hadsiz bir hikmet varsa, göster. Sonra ‘Ben seni yaptım’ de! Yoksa sus! Hem bendeki intizâm-ı ekmelin şehâdetiyle ve yüzümdeki sikke-i vahdetin delâletiyle, benim Sâni‘im, her şeye Kadîr, her şeye Alîm, her şeyi görür ve her şeyi işitir bir zâttır. Senin gibi sersem, âcizin parmağı onun san‘atına karışamaz. Zerre mikdar müdâhale edemez.”O şerîklerin vekili bedende dahi parmak karıştıracak yer bulamaz, gider. İnsanın nev‘ine rast gelir. Kalbinden der ki: “Belki bu dağınık, karmakarışık olan cemâat içinde, şeytan onların ef‘âl-i ihtiyâriye ve ictimâiyelerine karıştığı gibi, belki ben de ahvâl-i vücûdiye ve fıtriyelerine karışabileceğim ve parmak karıştıracak bir yer bulacağım. Ve onda bir yer bulup, beni tard eden(268. Sahifedeki Hâşiyenin mâba‘dı) karbon unsur-u kesîfini, kehribâr gibi kendine çeker. İkisi imtizâc eder. Buhârî hâmız-ı karbon denilen semli havaî bir maddeye inkılâb ettirir. Hem harâret-i garîziyeyi te’mîn eder, hem kanı tasfiye eder. Çünkü Sâni‘-i Hakîm, fenn-i kimyâda ‘aşk-ı kimyevî’ ta‘bîr edilen bir münâsebet-i şedîdeyi müvellidü’l-humûza ile karbona vermiş ki, o iki unsur birbirine yakın olduğu vakit, o kānûn-u İlâhî ile o iki unsur imtizâc ederler. Fennen sâbittir ki, imtizâcdan harâret hâsıl olur. Çünkü imtizâc bir nevi‘ ihtirâktır. Şu sırrın hikmeti şudur ki, o iki unsurun her birisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizâc vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi, bunun zerresiyle imtizâc eder. Bir tek hareketle hareket eder. Bir hareket muallak kalır. Çünkü imtizâcdan evvel, iki hareket idi. Şimdi iki zerre bir oldu. Her iki zerre bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sâni‘-i Hakîm’in bir kanunu ile harâr