Sözler Mecmuası

← Sözler Mecmuası27 juil. · 49 min

(147) 32. Söz/12, Sh 288 | 3.Maksad | 5 İşaret | Cenab-ı Hak hâlikıyet mertebelerinin en ahsenindedir

(147) 32. Söz/12, Sh 288 | 3.Maksad | 5 İşaret | Cenab-ı Hak hâlikıyet mertebelerinin en ahsenindedir27 juil.49 min

<p>Üçüncü Maksad: Umûm ehl-i dalâletin vekîli ikinci suâline Hâşiyekarşı, kat‘î ve mukni‘ ve mülzim cevâbı aldıktan sonra, şöyle üçüncü bir suâl ediyor, diyor ki: Kur’ân’da اَحْسَنُ الْخَالِقٖینَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖینَ gibi kelimât, başka hâliklar, râhimler bulunduğunu iş‘âr eder. Hem diyorsunuz ki: Hâlik-ı Âlem’in nihâyetsiz kemâlâtı var. Bütün envâ‘-ı kemâlâtın en nihâyet mertebelerini câmi‘dir. Hâlbuki eşyânın kemâlâtı ezdâd ile bilinir. Elem olmazsa lezzet berkemâl olmaz. Zulmet olmazsa ziyâ tahakkuk etmez. Firâk olmazsa visâl lezzet vermez. Ve hâkezâ Elcevab: Birinci şıkka Beş İşâret ile cevâb veririz.Hâşiye İkinci Maksad’ın başındaki suâl demektir Yoksa hâtimenin âhirindeki bu küçücük suâl değildirBirinci İşâret: Kur’ân baştan başa tevhîdi isbat ettiği ve gösterdiği için bir delîl-i kat‘îdir ki, Kur’ân-ı Hakîm’in o nevi‘ kelimeleri sizin fehmettiğiniz gibi değildir. Belki اَحْسَنُ الْخَالِقٖینَ demesi, Hâlikıyet mertebelerinin en ahsenindedir demektir ki, başka Hâlık bulunduğunaSAYFA289hiç delâleti yok. Belki hâlikıyetin sâir sıfatlar gibi çok merâtibi var. اَحْسَنُ الْخَالِقٖینَ demek, merâtib-i hâlikıyetin en güzel, en müntehâ mertebesinde bir Hâlik-ı Zülcelâl’dir demektir.İkinci İşâret: اَحْسَنُ الْخَالِقٖینَ gibi ta‘bîrler, hâlikların taaddüdüne bakmıyor belki mahlûkiyetin envâına bakıyor. Yani her şeyi her şeye lâyık bir tarzda, en güzel bir mertebede halk eder bir Hâlik’tır. Nasıl ki şu ma‘nâyı اَحْسَنَ كُلَّ شَیْءٍ خَلَقَهُ gibi âyetler ifade eder.Üçüncü İşâret: اَحْسَنُ الْخَالِقٖینَ اَللّٰە اَكْبَرُ خَیْرُ الْفَاصِلٖینَ خَیْرُ الْمُحْسِنٖینَ gibi ta‘bîrâttaki muvâzene, Cenâb-ı Hakk’ın vâki‘deki sıfât ve ef‘âli, sâir o sıfât ve ef‘âlin numûnelerine mâlik olanlarla muvâzene ve tafdîl değildir. Çünkü bütün kâinâtta cin ve ins ve melekte olan kemâlât, onun kemâline nisbeten zayıf bir gölgedir. Nasıl muvâzeneye gelebilir? Belki muvâzene, insanların ve bâhusûs ehl-i gafletin nazarına göredir. Meselâ nasıl ki, bir nefer onbaşısına karşı kemâl-i itâat ve hürmeti gösteriyor. Bütün iyilikleri ondan görüyor. Padişahı az düşünür. Onu düşünse de, yine teşekkürâtını onbaşıya veriyor. İşte böyle bir nefere karşı denilir: Yâhû Padişah, senin onbaşından daha büyüktür. Yalnız ona teşekkür et. Şimdi şu söz, vâki‘deki padişahın haşmetli hakîkî kumandanlığıyla, onbaşının cüz’î sûrî kumandanlığını muvâzene değil. Çünkü o muvâzene ve tafdîl ma‘nâsızdır:. Belki neferin nazar-ı ehemmiyet ve irtibâtına göredir ki, onbaşısını tercîh eder. Teşekkürâtını ona verir. Yaln