Sözler Mecmuası

← Sözler Mecmuası18 mai · 1 h 01 min

(139) 32. Söz/4, Sh 271 | Şerîklerin vekilini küre-i arzın, güneşin ve yıldızların tard etmesi

(139) 32. Söz/4, Sh 271 | Şerîklerin vekilini küre-i arzın, güneşin ve yıldızların tard etmesi18 mai1 h 01 min

<p>Sonra o müddeî gider, “Belki küre-i arzı kandırıp orada bir yer bulurum” der. Küre-i arza, (Hâşiye-2) yine esbâb nâmına ve tabiat lisânıyla der ki: “Böyle serseri gezdiğinden, sâhibsiz olduğunu gösteriyorsun. Öyle ise, sen benim olabilirsin.” O vakit küre-i arz, hak nâmına ve hakîkat dili ile, gök gürültüsü gibi bir sadâ ile ona der ki: “Halt etme! Ben nasıl serseri, sâhibsiz olabilirim? Benim elbisemi ve elbisemin içindeki en küçük bir noktayı, bir ipi intizâmsız bulmuş musun ve hikmetsiz ve san‘atsız görmüş müsün ki, bana sâhibsiz, serseri dersin? Eğer hareket-i seneviyem ile takrîben yirmi beş bin senelik bir mesâfede (Hâşiye-3) bir senede gezdiğim ve kemâl-i mîzân ve hikmetleHâşiye-1: Fakat şu halîçe hem hayatdârdır, hem intizâmlı bir ihtizâzdadır. Her vakit nakışları kemâl-i hikmet ve intizâm ile tebeddül eder. Tâ ki nessâcının muhtelif cilve-i esmâsını ayrı ayrı göstersin.Hâşiye-2: Elhâsıl, zerre o müddeîyi, küreyvât-ı hamrâya havâle eder. Küreyvât-ı hamrâ onu hüceyreye, hüceyre dahi beden-i insana, beden-i insan ise nev‘-i insana, nev‘-i insan onu zîhayat envâından dokunan arzın gömleğine, arzın gömleği dahi küre-i arza, küre-i arz onu güneşe, güneş ise bütün yıldızlara havâle eder. Her biri der: “Git, benden yukarıdakini zabtedebilirsen, sonra gel, benim zabtıma çalış. Eğer onu mağlûb etmezsen beni ele geçiremezsin.” Demek, bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen bir tek zerreye rubûbiyetini dinletemez.Hâşiye-3: Bir dâirenin takrîben nısf-ı kutru yüz seksen milyon kilometre olsa, o dâire kendisi takrîben yirmi beş bin senelik mesâfe olur.Sayfa 272vazîfe-i hizmetimi gördüğüm dâire-i azîmeye hakîkî mâlik olabilirsen; ve kardeşlerim ve benim gibi vazîfedâr olan on seyyareye ve gezdikleri bütün dâirelere ve bizim imamımız ve biz onunla bağlı ve câzibe-i rahmetle ona takılı olduğumuz güneşi îcâd edip yerleştirecek ve sapan taşı gibi beni ve seyyârât yıldızları ona bağlayacak ve kemâl-i intizâm ve hikmetle döndürüp istihdâm edecek bir nihâyetsiz hikmet ve nihâyetsiz kudret sende varsa, bana rubûbiyet da‘vâ et. Yoksa haydi, cehennem ol, git! Benim işim var. Vazîfeme gidiyorum. Hem bizlerdeki haşmetli intizâmât ve dehşetli harekât ve hikmetli teshîrâtgösteriyor ki, bizim ustamız öyle bir zâttır ki, bütün mevcûdât, zerrelerden yıldızlara ve güneşlere kadar, emirber nefer hükmünde ona mutî‘ ve musahhardırlar. Bir ağacı meyveleriyle tanzîm ve tezyîn ettiği gibi, kolayca güneşi seyyârâtla tanzîm eder bir Hakîm-i Zülcelâl ve Hâkim-i Mutlak’dır.”Sonra o müddeî ye