
← Sözler Mecmuası23 juin · 53 min
(144) 32. Söz/9, Sh 282 | Hiçbir iş ona ağır gelmez, hiçbir şey ondan gizlenemez, acz ona yanaşamaz
<p>İkinci Temsîl: Kâinât bir şecere hükmünde olduğu için, her bir şecere, kâinâtın hakāikine misâl olabilir. İşte biz de şu odamızın önündeki muhteşem, muazzam çınar ağacını kâinâta bir misâl-i musaggar hükmünde tutup, kâinâttaki cilve-i ehadiyetiSayfa 283onun ile göstereceğiz. Şöyle ki: Şu ağacın lâakal on bin meyvesi var. Her bir meyvesinin lâakal yüzer kanatlı çekirdeği var. Bütün on bin meyve ve bir milyon çekirdek, bir anda, beraber bir san‘at ve îcâda mazhardırlar. Halbuki şu ağacın çekirdek-i aslîsinde ve kökünde ve gövdesinde, cüz’î ve müşahhas ve ukde-i hayatiye ta‘bîr edilen bir cilve-i irâde-i İlâhiyeve bir nüve-i emr-i Rabbânîile şu ağacın kavânîn-i teşkîliyesinin merkeziyeti her dalın başında, her bir meyvenin içinde, her bir çekirdeğin yanında bulunur ki, hiçbirinin, hiçbir şeyini noksân bırakmayarak, birbirine mâni‘ olmayarak onunla yapılır. Ve o bir tek cilve-i irâde ve o kānûn-u emrî, ziyâ, harâret, hava gibi dağılıp her yere gitmiyor. Çünkü gittiği yerlerin ortalarındaki uzun mesâfelerde ve muhtelif masnû‘larda hiçbir iz bırakmıyor. Hiçbir eseri görünmüyor. Eğer intişâr ile olsa idi, izi ve eseri görünecekti. Belki bizzât tecezzî ve intişâr etmeden her birisinin yanında bulunuyor. Ehadiyetine ve şahsiyetine o küllî işler münâfî olmuyor. Hatta denilebilir ki, o cilve-i irâde, o kānûn-u emrî, o ukde-i hayatiye her birinin yanında bulunur. Hiçbir yerde de bulunmaz. Güya şu muhteşem ağaçta, meyveler, çekirdekler adedince o kānûn-u emrînin birer gözü, birer kulağı var. Belki ağacın her bir cüz’ü, o kānûn-u emrînin duygularının birer merkezi hükmündedir ki, uzun vâsıtalar perde olup bir mâni‘ teşkîl etmek değil, belki telefon telleri gibi birer vesîle-i teshîl ve takrîbolur. En uzak, en yakın gibidir.Madem bilmüşâhede Zât-ı Ehad-i Samed’in irâde gibi bir sıfatının bir tek cilve-i cüz’îsi, bilmüşâhede milyon yerde, milyonlar işe vâsıtasız medâr olur. Elbette Zât-ı Zülcelâl’in tecellî-i kudret ve irâdesiyle, şecere-i hilkati bütün eczâ ve zerrâtıyla beraber tasarruf edebilmesine şuhûd derecesinde yakîn etmek lâzım gelir. On Altıncı Söz’de isbat ve îzâh edildiği gibi, deriz ki:Madem güneş gibi âciz ve musahhar mahlûklar ve rûhânî gibi madde ile mukayyed nîm-nûrânî masnû‘lar ve şu çınar ağacının ma‘nevî nûru, ruhu hükmünde olan ukde-i hayatı ve merkez-i tasarrufu olan emrî kanunlar ve irâdî cilveler, nûrâniyet sırrıyla bir yerde iken ve bir tek müşahhas cüz’î oldukları halde, pek çok yerlerde ve pek çok işlerde bilmüşâhede bulunabilirler. Ve madde